Su gibi akıp geçer zaman…

29 da olur…

bu satırları yazarken 4 duvar arasında olduğum için üzgünüm….
sarılıp ufak ta olsa hediyeni veremediğim için üzgünüm…
nargileni masaya getiremediğim, seninle şakalaşamadığım için üzgünüm…

sana ait herşeyi çok ama çok özledim güzel insan. içim buruk hem de çok. sen şimdi 29 diyosun bense 19 ;) telafisini çok güzel yapalım bu özel gününün olurmu…kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum sana ve yanına geleceğim günün hatrına küçük bir gülücük :) doğum günün kutlu olsun kardeşim.

(bitmez)

4 Mayıs 2007. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Mustafa bize logo yapsana

Efendim duymayan kalmamıştır.google bize logo yapsana kampanyası epeyce bir ses getirdi.,hatta buradan çeşitli insanlardan gelen çok güzel logoları görmekte mümkün..Umarım Google sesimizi duyar…

Sesimizi duymak derken: hazır yeri gelmişken bilinçüstü olarak bizde bu tarz bi kampanya başlatalım…

MUSTAFA BİZE LOGO YAPSANA

Mustafa mustafa duy sesimizi… Yeni yeni tasarımlar yeni yeni logolar istiyoruz bilinçüstüne…

3 Nisan 2007. Henüz kategorilenmemiş. 1 yorum.

uçak korkusu

Uçmaktan, zıplamaktan, rüzgardan, havalanmaktan, yamaç paraşütünden, asansörden, dağdan tepeden nefret ediyorum.Bu zamana kadar kaçabilmeme rağmen bugün akşam saat 19:30 da adana’ya gitmek için uçağa binmem gerekiyor. Fazla izlenen LOST sonrası bünyede ciddi zararlar mevcut.

Düşmese bari uçak.
Düşmez değil mi ?
Düşerek ölmek istemiyorum ulan ben…..

23 Mart 2007. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Jeoloji

Son zamanlarda pek bir jeolog olasım tuttu.Hobiden egodan ziyade mesleki uğraş olarak (kısacası para kazanmak için ske ske yapılan fiilsel vaziyet) yapmaktayım. Arazi işleri, kuyular, sensörler, sondörler,işçiler hayatımda kocaman bir parçayı alıp rüzgarlara savurmakla meşguller.
Herşey bir tarafa sınıflamada ” işçi ” olarak anılmam beni derinlerde parçaparça etti.
Daha öncede yazmıştım… Düzen değişmez düzülen değişir..
Aslında mühendis olarak iş yapıyor olmama rağmen işçi sıfatında olmak gerçekten çok garip.Belkide yıllardan beri beynimdeki işçi profilinin senelerdir verdiğim emeğe birebir zıt olmasından kaynaklı sıkıntı içerisideyim. Ama sonuçta önceden de yazdığım gibi kendi kendimizin patronu muyuz acaba ? Hayatımızın kontrolü kendi ellerimizde mi ?
Hayır ve asla !!!
Her zaman bize emir veren birileri hangi saatte nerede olacağımızı belirleyen birileri olacak.Bu sosyal hayatın getirisi belkide.
Başıma gelen bütün arızalı durumun sorumlusu sosyalleşme, gelişme, ilerleme arayışında ki insanoğlu…

Çok fazla özgürlük mü istiyorum,
çalışmak ve karşılığını görmek; belki bir aile kurmak ve çocukların için iyi bir baba olmak ?

Demek istediğim, kendi kendinizin
patronusunuz değil mi?

Bir başkası için çalışmanın
bir çeşit kölelik olduğuna dair…

…hiçbir fikriniz yok.

Ama, köleliğin bu dünyada asla sona
ermeyeceğini söyleyebilirim.

Sadece başka bir isim takılmış:
İşçi.

21 Mart 2007. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Evden uzakta

sabahın 6sı unutmuyorum. ayaz var ki 10 numara gerçekten. yan yana dizilmiştik yine arkadaşlarla. yanımdakinin kulağına dokunsam düşecek sanki buz. sis, çiğ bi de karanlık. karşıdan bi ses geliyo “çocuklar bu hava adamı çakı gibi eder, hastalık falan da bırakmaz haaa”. duyduktan sonra başımızı biraz daha gömdük boynumuza doğru ve kaskatı kesilmiştik. ve sonra beklemek. sonu gelmeyecekmiş gibi gelen beklemeler. saatlerce süren titremeler. her neyse herşeyin iyi kötü anısı kalacak işte…
ama iyi oldu bu annemin yaptığı yemeklere bi daha laf söylemicem ne yapmışsa hiç itiraz etmeden aynen indircem mideye. a bi de eğer izinliysem iş yerinden planım da yoksa hiç imkanı yok çekecem battaniyemi tepeme ve döne döne uyucam. az kaldı bekle gelcem

14 Mart 2007. Henüz kategorilenmemiş. 1 yorum.

ssk

Bugün can sıkıntısından SSK sitesinden ne zaman emekli olabileceğime baktım.Şimdiye kadar hiç merak etmemiştim. Aslında akıl sağlığımı düşününce hiç merak etmemiş olmayı isterdim. 26 sene 1 ay 19 gün var emekli olmama. 26 sene. 26 koskoca yıl.Tabi o arada ölüp gitmezsem.
Zamanında işçilerin, memurların sokağa dökülüp mezarda emekliliğe son pankartlarıyla yedikleri dayaklar geliyor gözümün önüne.Adamlar haklılarmış aslında.
Bazı zevzeklerin -”Emekli olmak için çalışmak yanlıştır” sözü çınlamaya başlıyor beynimde. Ne halt etmeye çalışıyoruz o zaman ? Ne halt etmeye prim yatırıyoruz. Ne halt etmeye geldik ki dünyaya? Geberene kadar çalışacak mıyız?

14 Mart 2007. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Laik Cumhurbaşkanı sezer


Sözümona! laikliğin yılmaz savunucusu (pöff), gerek politik demeçleriyle gerekse kitapsal fırlatım hareketleriyle Türk halkına kötü zamanlar yaşatmış olan , bulunduğu makamı hiç ama hiç haketmeyen sevgili büyüğümüz(?) ;
Yahudi bayramı olan “Hanuka bayramı” tebriklerinde bulunmuş. Amanda aman hanimiş cumhurbaşkanı ; Hani siz laiktiniz ? hani din ile devlet işlerini ayırırdınız ? Hani çankayanın dinle alakadar işlerle anılmaması gerekirdi. Be hey, devletin adamı olduğunuzu unutup pek kıymetli !!! davetlerinizde ne kadar çapulcu varsa doldurup başı kapalı kadıları içeri almazdınız.

Ama hayır bu işler böyle olmuyor. Tarih insanları 100 sene hatta 1000 sene geçse bile yargılıyor.;
Layık olmadığın koltuktan indiğin zaman Türkiye Cumhuriyeti ilk 10 cumhurbaşkanı içinde en yeteneksiz, en beceriksiz ve en kötü liderin kim olduğunu bilecek. İşte o zaman ben rahat uyku uyurken sen vicdanınla başbaşa kalacaksın…

Haberin detayları;
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Türk Musevi toplumunun Hanuka Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınlayan Cumhurbaşkanı Sezer’in mesajı şöyle:

”Türk Musevi toplumunun Hanuka Bayramını içten duygularla kutlarım. Hoşgörü, kardeşlik ve dayanışma ortamında bir arada yaşadığımız Musevi yurttaşlarımızın Hanuka Bayramındaki duygularını paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Barış, hoşgörü, sevgi, karşılıklı saygı ve anlayış gibi Türk toplumunun tarihsel erdemlerinin toplumlar arası ilişkilere her zaman egemen olması düşüncesiyle, Hanuka Bayramının Musevi yurttaşlarımıza ve tüm Musevilere esenlik ve mutluluk getirmesini diliyorum.”

Kaynak =Haber 7

21 Aralık 2006. Henüz kategorilenmemiş. 2 yorum.

Yoruma ne mümküb ?

23 Kasım 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Optik yanılma…

10 Kasım 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Yüz sanatı




4 Kasım 2006. Henüz kategorilenmemiş. 2 yorum.

jai fait une promesse

bir soz vermistim
bak, goruyormusun? sogut agaci nehre dogru egilmis,
sevdigi ugruna aglayan bir insan gibi.
bana o sonbahari hatirlatiyor, arzuyla diz cokup,
kendimi sana adadigim.

kendimi sana adamistim…

28 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. 3 yorum.

kadınların eline verilmemesi gereken 30 şey…

Alıntıdır….

1-DİREKSİYON (çarpışan arabalar dahil)
2-KREDİ KARTI
3-TELEVİZYON KUMANDASI
4-RÜYA TABİRLERİ KİTABI
5-ŞİRKET HİSSELERİNİN %51′İ
6-HARİTA (hedeften daha fazla uzaklaşmak istemiyorsanız)
7-ÜÇÜNCÜ KADEH
8-BUZ KIRACAĞI
9-İNGİLİZ ANAHTARI
10-BAŞBAKANLIK KOLTUĞU
11-KOZ
12-TELEFON
13-PUSULA (klavuzu karga olanın…)
14-KALEM
15-İNİSİYATİF
16-HESAP MAKİNESİ (kullanacaklarını pek sanmıyoruz)
17-UÇURTMA (ya tele takarlar ya yere çakarlar)
18-AYNA
19-NARGİLE (“Tankut bunu üflüyo muydum,yoksa çekiyo muydum” ?!!?!)
20-PİPO
21-AHMET ALTAN KİTAPLARI
22-KELEPÇE
23-KIRBAÇ
24-ÇEKİRDEK
25-BİLARDO ISTAKASI
26-FALA HAZIR KAHVE FİNCANI
27-OLTA (allah muhafaza)
28-ZEKA SORUSU (hem cevabı bulamazlar hem de bulcam diye inat ederler)
29-ESKİ SEVGİLİYLE ÇEKİLMİŞ RESİMLER
30-BRAD PİTT POSTERİ

Liste uzar gider.Asıl kısa liste verilmesi gerekenler muhtemelen.1 tane yeter….

20 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Hastası oldum

arkadaş amatörmüş…aman ha sakın amatör kalmakta ısrarcı olma. sen bu halde bunları yapabiliyosan profesyonelken düşünemiyorum. tebrikler !

19 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Mp3 çalarım Klip çalarım ustam ölmüş ben çalarım

Çelişkiler içinde bir çelişki şu mp3 mevzuu. Tamam şarkı yapan karşı çünkü emeği çalınıyo. Albümün devamı için para lazım. Sanata saygı ustaya saygı vs..
Zamanında internet bu kadar yaygın değilken Tek bir CD üzerinde 10 albümü 1 liraya alınca eve nası mutlu dönerdik şimdilerde de “x” sitelerden daha albüm piyasaya çıkmadan indirip dinler olduk. Aksini iddia eden varmı ? yok ben orjinale para veriyorum diyenler hakkaten ordaysanız da tebrik ederim el sallıyorum. Geçenlerde bi tv programında gördüm. Adnan Şenses kendi hit albümlerini sıralıyodu. Şu bu falan filan diye. Sanırım aynı işi yapanlar piyasadan umudu kesip birbirinin albümünü alıyolar.
Neyse. şimdi de biçok sitede şikayet butonları yaygınlaştı. korsan yayın yapan adres-link topluyolar.. Hoş.
Bütün bunlar olup biterken diğer taraftan peşin fiyatına 12 taksitle mp3 çalarlar hergün yepyeni gıcır gıcır rengarenk modelleriyle rafları süslemeye devam ediyo. yerli yabancı ne kadar marka varsa sanırım hepsinin en az birkaç modeli mevcut. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Bi ilan görüyorum 600 dolarmış ta mp3 çalar şimdi olmuş 200 dolar. film izle mp3 dinle ne halt edersen et diyo bi yerde. Şimdi diyorum acaba piyasaya bu ürünleri sürenler kendileri orjinal Cdlerden mi ripliyo mp3leri? evet evet eminim öyledir ve izledikleri filmler de mutlaka yasal formattır. Hiç ama hiç divx değildir. Ne yapmaya çalışıyosunuz artık kafam basmıyo ama siz sanırım bunları yaparken epey düşünüyosunuzdur. tabi .

13 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. 1 yorum.

Mutluluğun Sırrı

Bir tüccar Mutluluğun Sırrını öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir saraya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Sırrını açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş -Ama sizden bir ricada bulunacağım,- diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. -Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.-Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
-Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü ?
Bahçıvan Başı’nın yapmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü ?
Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş
-Öyleyse git, evrenimim harikalarını tanı,- demiş ona bilge. -Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.- İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat eserlerine dikkat ediyormuş
Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat eserlerinin zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış
-Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?- diye sormuş bilge
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş
-Peki,-demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, -sana verebileceğim tek bir öğüt var:
Mutluluğun Sırrı dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan…

Biraz uzun bi hikaye ama sanırım okunmaya değer…

8 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Timsah avcısı

‘Timsah avcısı’ Steve Irwin öldü
Avustralyalı ‘timsah avcısı’ Steve Irwin, dalış seferi sırasında bir vatoz tarafından göğsüne ölümcül darbe alıp yaşamını yitirdi.
‘Timsah avcısı’ Steve Irwin öldü
Avustralyalı ‘timsah avcısı’ Steve Irwin, dalış seferi sırasında bir vatoz tarafından göğsüne ölümcül darbe alıp yaşamını yitirdi.

BRİSBANE – Hayatını vahşi doğaya adayan Avustralyalı ‘timsah avcısı’ Steve Irwin, denizaltında çekim yaparken talihsiz bir kazaya kurban gitti. 44 yaşındaki Irwin, son kez kamera karşısına geçtiğinden habersiz, Büyük Mercan Kayalıklarında sualtı belgeseli çekiyordu. Birkaç yüz voltla çarpabilen ve hatta öldürebilen vatoz balığına çarpan Irwin kalbine ölümcül darbeyi aldı.

Kaynak: Ntvmsnbc

Crocodile Hunter

İşte bu olay bir devrin kapanıp bir yenisinin açıldığına; cesaretin, korkusuzluğun, özgüvenin, hayvan sevgisinin ağır bir darbe aldığına delalettir… Devyarasa timsahların kıçına parmak atan Steve abimizin kıçıkırık vatoz balığı (evet bir balık) tarafından öldürülmesi bizleri derinden yalaralamıştır. Acımız çok büyük…


4 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Çok gizli kamera sistemi

4 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. 1 yorum.

Bilinçüstü’ne….

İnsan eline kağıt kalemi alıp ta masa başına oturduğunda her zaman ne yazacağına karar veremezki…Buruşturulup atılan bikaç çizik atılmış kağıtla dolar masa, çöp kutusu…aslında yazmayı istememekten değildir bu karmaşa. sadece üzerinde düşünüp te yazmak istediği mevzuya yaraşır kelimeleri belki de bulamayacak olmanın verdiği endişe…ordayım.
Hayatta hiçbirşey kolay değil, kolay kazanılmıyo da zaten farkındayım görüyorum. Sen, sebepli sebepsiz camını kırıp düğmesine bastığım acil durum işaretimsin benim.Kendimi iyi de hissetsem kötü de karşımda senin olman güven veriyor bana.Arkadaşlığın kardeşliğe taşınması, arkanı döndüğünde kontrol etme ihtiyacı duymamak, sözlerinin tamamını aksini düşünmeden dinlemek öyle güzel ki…kendimi sana anlatmak…”su gibi” bu demek heralde.sana hayatımın bundan sonraki dönemlerinde de meydan okuyacağım “kepaze” edecem diye ama sonuç daha şimdiden belli. olsun .. varsın olsun canım kardeşim. hayata hep düşeş at. yanında görmek istediğin kim var bilmiyorum ama sonuna kadar gidecekler arasında olmamı diliyorum. gitme oldumu ? gitme…

4 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Tübitak cıstak cıstak

Türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu ???

Hadi ordannn hadi ordannnn…

2 Eylül 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Dilemma

o gün… onu soyunurken izlerken içimde biryer sanki ezildi… burkuldu.İnsanın kalbi sıkışır acırya işte öyle bir duygu.Daha önce yaşadığım hiçbirşeye benzemeyen bir acı. kadın vucudunun saf güzelliğiyle korunmasız sereserpe önünde teslimiyeti. Herhangi biri olsa bu durumdan cinsel bir haz duyardı muhtemelen.Ama içimde bundan çok farklı birşeyler oldu.Gerçekten seviyormuyum ? belkide bana sevgisini incitmemek adına başımı başka bir yere çevirmek zorunda kaldım…Ama o kadar güzeldi ki… Mehtapsız ayışığında denizden gelen serin esintinin yüzünüzü okşaması gibi… Tenimi delip beynimin içinde yıldırımlar çaktırdı…Buna rağmen aklımda hala şüpheler olması çok garipİnsanın başına gelen en kötü ruh bunalımı kesinlikle dilemma… Hala kurtulabilmiş değilim.Neyi istediğine karar verememek, veya onun ne istediğini kestirememek…

24 Ağustos 2006. Henüz kategorilenmemiş. Yorum yapın.

Sonraki Sayfa »